|
Projenin
ana gerekçesi, Van Gölü'nde yaşayan endemik inci kefalı populasyonunun üreme zamanında yapılan
yanlış avcılık yüzünden tehdit altında olmasıdır.
İnci kefalı, esas yaşam alanı olan Van Gölü'nde
yumurta bırakamadığı için, ilkbahar aylarında
sürüler oluşturarak akarsulara göç
eder. 1996 yılı verilerine göre toplam avcılığın
%93'ü bu üreme göçü esnasında
yapılmaktaydı. 2003 yılı verilerine göre bu oran
%65'e gerilemiş olmakla birlikte, yanlış avcılık halen
devam etmektedir. Üreme zamanında yapılan avcılık,
hem balıklar yumurtlamadan yakalandığı için
genç bireylerin stoka katılmasını engellemekte,
hem de stok sürekliliğini sağlayacak yumurtlayıcı
balıklar avlandığı için, damızlık balıkları
azaltmaktadır. Bu çift yönlü etki
üreme dönemi balıkçılığı engellenmedikçe
devam edecektir.
1. Balıkçıların geçim kaynaklarının
sınırlılığı:
Üreme dönemi balıkçılığında ısrar
edenlerin ileri sürdükleri en önemli
gerekçe ekonomik yetersizlikler ve geçim
sıkıntısıdır. Özellikle Erciş-Çelebibağ
ve Muradiye-Karahan köyleri ile Merkez-Çitören
köyünde üreme dönemi balıkçılığında
ısrar etmenin gerekçesi olarak, geçim
kaynaklarını tamamen kaybettikleri ileri sürülmektedir.
"Kış balıkçılığına geçin"
önerisini ise teknelerinin yetersiz olduğu, üreme
zamanı dışında köylerine yakın yerlerde avcılık
yapamadıkları gibi gerekçelerle geri çevirmektedirler.
Daha önceki yıllarda yürütülen
çalışmalar esnasında, üreme dönemi
balıkçılığının yasaklandığını buna karşılık
kendilerine yeni bir alternatif önerilmediğini
dile getirmekteydiler. Bu yüzden hem direnç
gösteren bu köyler, hem de üreme dönemi
balıkçılığını terk etmiş olduğu halde, uzun
vadede meydana gelebilecek değişiklikleri izleyen
ve üreme dönemi balıkçılığına dönme
ümidi taşıyan köyler için alternatif
geçim kaynakları oluşturulması gerekmektedir.
Daha önce yapılan çalışmalarla alternatif
geçim kaynakları olarak belirlenen kış balıkçılığı,
balık tuzlama atölyeleri kurulması, balık konserve
atölyeleri kurulması ve turizmin geliştirilmesi
seçeneklerine yönelik altyapının geliştirilmesi
gerekmektedir. Kış balıkçılığına geçişte
önemli ilerlemeler sağlanmış olmakla birlikte,
özellikle balıkçı barınağı, soğuk hava
depolarının yokluğu ve balıkların işlenerek satılmasını
sağlayacak işleme-değerlendirme tesisleri eksiktir.
Bu eksiklikler kış balıkçılığının daha da gelişmesini
engelleyici rol oynamaktadır. Diğer taraftan işleme-değerlendirme
tesislerinin kurulması, hem balığın pazarlama sorunlarının
çözümü, hem de balıkçılık
sektörü içinde yeni bir iş kolunun
doğmasına katkı sağlayabilecektir. Turizm ise yöre
halkı tarafından çok az bilinmekte, hatta ekolojik
turizm hiç bilinmemektedir. İnci kefalının
orijinal üreme göçünün
izlenmesi, son iki yıldır yörede bilinen bir
olay olup, dışardan insanların bu göçü
izlemek için gelmesi yöre halkının balığın
göçüne olan ilgisini de artırmış
durumdadır.
2. Geleneksel tuzlu ve yumurtalı balık tüketim
alışkanlığının yaygınlığı:
Göl çevresinde inci kefalının önemli
bir tüketim şekli, üreme zamanında yumurtalı
olarak avlanan balıkların tuzlanarak yılın diğer zamanlarında
yenilmesidir. 16. yy'da Van'ı ziyaret eden Evliya
Çelebi, 1901'de Van'dan geçen Cuinet
tuzlu balıktan ve balık tuzlama geleneğinden ayrıntılı
olarak bahsetmektedirler. Tuzlu balık kültürünün
bu bölgede yaygınlaşmasının sosyal ve kültürel
gerekçeleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak
inci kefalının gölde yaşamakla birlikte her ilkbaharda
büyük sürüler halinde akarsulara
akın ederek, yumurta bırakması ve bu esnada kolayca
yakalanması, insanların bu dönemde avladıkları
balıkları en kolay yol olan tuzlayarak muhafaza etmesini
kolaylaştırmıştır. Bölgenin ortalama rakımının
1700 m'nin üzerinde olduğu ve yılın 7 ayının
kış olduğu düşünülürse, tuzlanan
balıkların saklanması ve naklinin de oldukça
kolay olduğu anlaşılabilmektedir. Üreme zamanında
kolayca avlanan balığın, yörede bulunan tuzlalardan
çıkarılan yerel tuzlarla tuzlanarak kolaylıkla
saklanabilmesi göl çevresinde nesilden
nesile aktarılmıştır. Ancak son yıllarda avcılık teknolojisindeki
gelişmeler, oldukça büyük ağların
yapılmasına imkan verirken, ulaşım imkanlarının artması
pazarı genişletmiş, bunun bir sonucu olarak sadece
göl çevresinde tüketilebilen balık
tüm Doğu Anadolu'ya yayılmaya başlamıştır. Son
yıllarda üreme mevsimi dışında da balık avlanması,
taze balığa ulaşmayı kolaylaştırmışsa da geleneksel
tüketim alışkanlığı halen önemini korumaktadır.
Geleneksel olarak tuzlanan balıklar üzerinde
yapılan bir araştırmada, Erciş bölgesinden temin
edilen tuzlu balıkların %60'ının bozulduğu veya mikrobiyal
kontaminasyonlara rastlandığı bildirilmektedir (Küçüköner, 1992). Bu yüzden
projede geleneksel tüketimin sosyo-kültürel
kökeni belirlenmeye çalışılarak, tüketim
alışkanlığının değiştirilmesine yönelik ip uçları
ortaya çıkarılacaktır. Tuzlu balık yeme alışkanlığı
ile birlikte, göl çevresinde balıkların
yumurtalı olarak tüketilmesi de önemli bir
yer tutmaktadır. Balığın en lezzetli kısmının yumurtaları
olduğu düşüncesi ile, yumurtasını bırakmış
balığın lezzetsiz olduğuna inanılmaktadır. Bu durum
üreme zamanında yapılan kaçak avcılığı
teşvik eden bir "gelenek-alışkanlık" olarak
karşımıza çıkmaktadır. Daha önceki çalışmalarımızda,
"balığın yumurtlamaya gitmesine izin veren ancak
dönüşte avlanmasını olanaklı kılan yeni
bir av aracının geliştirilmesi durumunda bu av aracını
kullanıp kullanmayacaklarını" sorduğumuz üreme
dönemi balıkçılarının hemen hepsi, yumurtasını
bırakan balığın değerinin düştüğünü,
bu yüzden de satılamayacağını ifade etmişlerdir.
Bu alışkanlıkta aynen tuzlu balıkta olduğu gibi üreme
döneminde balıkların yumurta bırakmadan avlanmasında
önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Proje kapsamında bu alışkanlığın sosyo-kültürel
ve geleneksel kökenleri belirlenmeye çalışılacaktır.
3.
Sosyo-kültürel yapının balığın aleyhine
değişmesi-Göl çevresine göçle
gelen nüfus yüzünden balıkla ilgili
geleneksel kültürde kayıplar:
Van Gölü
insanlara yurt olduğu günlerden beri (yaklaşık
7 bin yıldır) inci kefalı, göl çevresinde
hüküm süren medeniyetlerin içinde
önemli bir yere sahip olmuştur. Göl içinde
avcılık yapacak ağ materyallerinin eski devirlerde
gelişmemiş olması ve üreme zamanında avcılığın
çok kolayca yapılması, insanların balık kültürünü
üreme dönemiyle sınırlandırmıştır. Sadece
ilkbaharaylarında gerçekleşen balık avcılığı, insanları
balığı çeşitli şekillerde muhafaza etme arayışına
yönlendirmiş, bunun bir sonucu olarak göl
çevresinde yaşayan insanların kültürleri
arasına "balık tuzlama" ve "balık kurutma"
yöntemleri dahil olmuştur. Uzun yılların getirdiği
kültürel birikim 1. Dünya savaşında
göl çevresinin büyük göçlere,
nüfus hareketlerine neden olması yüzünden
kesintiye uğramış; balıkla ilgili geleneksel kültürler
ne yazık ki kaybedilmiştir. Savaştan önce yaklaşık
100 bin nüfusun yaşadığı Van kent merkezinde
savaştan sonra yapılan ilk resmi nüfus sayımında
13749 kişinin yaşadığı (DİE, 1927) görülmektedir.
Birinci Dünya savaşından sonra göl çevresine
Anadolu'nun ve hatta dünyanın çeşitli
bölgelerinden insanların getirilerek yerleştirilmesi
ile kültürel değişim başlamış, üremek
için ilkbahar aylarında akarsulara gelen balıktan
yararlanma arzusu ne yazık ki değişmemiştir. Ancak
daha önceki insanlar, balıklar yumurta bırakmaya
giderken değil, dönerken avlarken; balıkla kültürel
bağı olmayan insanlar hiçbir ayrım yapmadan
avlamaya başlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı'ndan
sonra göl etrafına yerleştirilen insanların,
geldikleri yerlerden taşıdıkları kültür
zamanla aşınırken, yeni yerleştikleri bölgenin
kültürel yapısına da zamanla aşina olmaya
başlamışlardır. Bu bölgelerde eğitimin halen
en büyük sorun olduğu düşünülürse,
bu bölgede edindikleri kültürel yapı
tamamen rasgele oluşmuştur. Örneğin 16.yy da
balıkların, ilkbaharda akarsuların kaynağa yakın kısımlarındaki
"yatırları" ziyaret ettiğine inanılması,
onların yumurtlamaya giderken değil de dönerken
avlanmalarına sebep olurken, daha sonradan buralara
yerleşen insanlara, bu kültürel ve geleneksel
ekolojik yaklaşım aktarılmadığı için üreme
zamanında sınırsız bir avcılık başlamıştır. Cumhuriyetin
kuruluşundan itibaren başlayan modernleşme çabaları,
çarpık ve popülist politikalar yüzünden
"tüketim" propagandasına dönüştüğü
için, son yıllarda sosyo-kültürel
çarpıklıklar artmış ve buda "kolay para
kazanma" yolu olan üreme dönemi balıkçılığını
körüklemiştir. Bu gün göl çevresinde
yaşayan insanların sosyo-kültürel profillerinin
ne olduğunun bilinmemesi, geliştirilecek öneriler
için en büyük riski
oluşturmaktadır. Sosyo-kültürel yapı anlaşıldığı
ve balıkçıların kültürleri içinde
balığın yeri ve önemi ortaya konulabildiği takdirde,
projenin başarısı artacaktır.
|